Kuşak boyu sürdürülen bitki bilimi ile köyünün inşasını sağlıyor

  • 09:08 27 Mayıs 2021
  • Güncel
Gülistan Azak
 
DERSİM - Özel savaş politikaları nedeniyle boşaltılan köyüne dönen Gülizar Taş,  annesinden öğrendiği bitki bilimini yaşamsallaştırarak köyünün inşasına öncülük ediyor.
 
Dersim’de özel savaş politikaları nedeniyle devlet tarafından yakılan, boşaltılan köylerine geri dönen yurttaşlar yaşam yerlerini yeniden inşa ediyor, doğasına, kültürüne sahip çıkıyor. Bu köylerden biri de 1993 yılında boşaltılan Nazimiye ilçesine bağlı Büyükyurt (Hakis) köyünün Han mezrası.
 
2008 yılında geri dönüşlerin başladığı köyde yurttaşlar, yaşam yerlerinin inşası bitinceye kadar bir zamanlar öğrencilerin eğitim gördüğü okul binalarında, yaptıkları barakalarda veya kurdukları çadırlarda yaşıyor. Yurttaşlar köylerinde besin ihtiyaçlarını ise annelerinden öğrendiği şifalı bitkileri dağ eteklerinden, vadilerden toplayarak karşılıyor.
 
‘Bitkileri tedavi olarak kullanıyor’
 
Köyüne dönenlerden Gülizar Taş (59) annesinden öğrenip kuşak boyu sürdürdüğü bitki bilimini yaşamsallaştırıyor. Gülizar, “Sabah erken saatlerde çıktığım dağlardan güneş battığında dönüyorum. Dağlarda annemin öğrettiği bitkilerin izini sürüyorum. Gülerse, çiriş, helik, sarımsak, ceviz ekiyor, topluyorum. Topladığım bitkilerle hem besin ihtiyacımızı karşılıyorum, hem satışını yaparak köyümün inşasına katkı sağlamaya çalışıyorum, hem de tedavi amaçlı kullanıyorum. Dağlarımızdaki tüm otlar sağlık açısından değerlidir. Örneğin çiriş otu. C vitamini açısından zengin olan çiriş otu bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudu hastalıklardan korur. Suyu egzama gibi cilt sorunlarının iyileşme sürecine katkı sağlar. Hemoroit rahatsızlığının tedavisinde olumlu etkileri vardır. Akrep ve yılan sokmalarında tedavi amaçlı kullanılır. Beyaz kan hücrelerinin artmasında rol oynar. Annemden bitkilere dair öğrendiğim bilgileri yeni kuşaklara da aktarıyorum” diyor. 
 
‘Dönüşümüzü hisseden doğa yeniden canlandı’
 
Ailesiyle birlikte göç etmeye zorlandığı dönemde 14 yaşında olan ve şimdi ise köyünde kültürünü, dilini yaşatmayı amaçlayan Gülizar, köyün inşa sürecine ilişkin şu ifadeleri kullanıyor: “Geldiğimizde köyümüzü tanıyamadık. Ağaçlar, bitkiler; taş, toprak yanmıştı. Dönüşümüzü hisseden doğa yeniden canlandı. Doğanın savaşsız bir yaşama karşı bu tepkisi bizi çok etkiledi. Köyün yasaklı olmadığını söyleyemeyiz hala. Kimi zaman yasaklanmaya devam ediyor. Ne yolumuz, ne evimiz var. Ben çadırda yaşıyorum şu an. Köydekiler farklı farklı uğraşlarla geçimini sağlamaya çalışıyor. Ancak diyebilirim ki, köyün inşasına kadınlar öncülük ediyor. Kadınlar tüm zorluklara karşı ellerini taşın altına koyuyor. Kadınlar olarak sürekli dayanışma içindeyiz. Yakılan, yıkılan köyümüzü yaşam alanına dönüştürmeyi başardık.”
 
’Ölsek de vazgeçmeyeceğiz toprağımızdan’
 
“Toprağımdan ölsem de gitmem” diyen Gülizar, “Köylerimiz talan edildi, yakıldı, yıkıldı ama biz yılmadık. Kadınlar öncülüğünde köyümüz için mücadele ettik. Annelerimiz topraklarımızın hasretiyle yaşamını yitirdi. Onların anılarını yaşatmak için yeniden köylerimize döndük. Onların öğretilerini sürdürüyoruz. Burası bizlerin toprağı, talan edilmesine müsaade etmeyeceğiz. Ölsek de vazgeçmeyeceğiz toprağımızdan” diye belirtiyor.
 
Gülizar son olarak kadınlara, “Kültürün, dilin inşasını, koruyuculuğunu yapan bizleriz. Savaşın bu varlıklarınızı yok etmesine izin vermeyin. Köyünüze geri dönün ve yaşamınızı yeniden inşa edin” diye sesleniyor.