Rojava Devrimi 9 yaşında: 21’inci yüzyılın umudu

  • 09:05 18 Temmuz 2021
  • Güncel
HABER MERKEZİ - Halkların yeni yaşam umudu olan Rojava Devrimi 9 yaşında. Rojava Devrimi’ni yerinde gözlemleyen ve takip eden gazeteci Özgür Serhad, “Rojava Devrimi 21’inci yüzyıl için bir umut ve ilham oldu. Kapitalist modernitenin korkunç cenderesinde ezilen halklar ve insanlık için bir nefes oldu” diyerek devrimin önemine işaret etti.
 
19 Temmuz 2012 tarihi dünya halklarına yeni bir yaşamın ilk adımını muştuladı. Ortadoğu’daki “Arap Baharı”nı, Suriye’de halkların baharına dönüştürecek olan Rojava Devrimi’nin ilk kıvılcımı da Kobanê’de çakıldı. Halkların öz savunmasını kullanarak iktidarı reddettiği ve yönetimi ele alarak kendi kendini yönetmeye başladığı Rojava Devrimi’nin 9’uncu yıl dönümüne giriyoruz. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “ekolojik, demokratik ve kadın özgürlükçü” paradigmasının vücut bulduğu Rojava Devrimi, demokratik özerk bir yönetimi esas aldı. Rojava Devrimi’nin yaşandığı Kuzey ve Doğu Suriye topraklarının halen de sömürgeci devletlerin hedefinde olmasının en temel nedeni de bu paradigma oldu. Fakat tüm saldırılara inat halklar paradigma etrafında kenetlenerek 9 yıldır birlikte bir yaşamı örüyor, inşa ediyor. Rojava Devrimini farklı kılan da yeni yaşamın kadın etrafında örülüyor olması.
 
Rojava Devrimi’nin 9’uncu yılında bölgede uzun yıllardır gazetecilik yapan Özgür Serhad ile konuştuk. Özgür, bölgede yeni yaşamın nasıl inşa edildiğini, devrimin kadın ile neden özdeşleştiğini, halkların devrime katılımını ve daha birçok sorumuza yanıt vererek Rojava Devrimi’ne ayna tuttu.  
 
“Rojava Devrimi 21’inci yüzyıl için bir umut ve ilham oldu. Kapitalist modernitenin korkunç cenderesinde ezilen halklar ve insanlık için bir nefes oldu.”
 
*Rojava Devrimi’nin üzerinden 9 yıl geçti. Uzun yıllardır siz de bölgede gazetecilik yapıyor ve yaşananları bire bir gözlemliyorsunuz. İlk olarak şunu sormak istiyoruz, Rojava Devrimi özelde Kürtler genelde de dünya halkları için nasıl bir öneme sahip?
 
Rojava Devrimi 21’inci yüzyıl için bir umut ve ilham oldu. Kapitalist modernitenin korkunç cenderesinde ezilen halklar ve insanlık için bir nefes oldu. Tüm dünya insanlığına aslında “başka türlü düşünmek mümkün ve bunu düşünenlerin başarması mümkündür” umudunu verdi. Devletçi sistem “devrimler, devrimcilerin çağı geçti, artık devrim diye bir şey düşünmeyin” fikrini hakim kılarak halklara sanki yaşadıkları bir kader ve başka bir çözüm yolu yoktur algısı, duygusu, düşüncesini yaratmak ister. Çünkü ancak bu sayede devamlığını sağlar. Fakat gerçekleşen Rojava Devrimi bir hakikat olarak bütün bunlara karşı yeni yaşam için bir umut. Aynı şekilde gerçekleşen, yaşanan ve 9 yıldır devam eden bu devrim dünya halklarına ilham oldu. Dünyanın birçok yerinden insanlar buraya geldi, yardım destek sundu ve devrimin gerçekleşmesi ve devam etmesi için canlarını ortaya koydu. Bu bakımdan 21’inci yüzyılda daha farklı bir yaşam yaratılabilinirin kanıtı olduğunu söyleyebilirim.
 
*Rojava Devrimi dünya halklarına ne vaat etti, neleri hayata geçirdi?
 
Rojava Devrimine dünya halklarının yoğun bir ilgisi vardır. Bu kadar ağır bir ambargo olmasaydı, sınır kapıları açık olsaydı elbette dünya halklarıyla bütünleşmesi çok daha hızlı ve güçlü olurdu. Bu haliyle bile gerek halkların eşit ve özgürlüğü temelinde yarattığı toplumsal yaşam, gerekse kadın özgürlüğü temelinde atılan güçlü adımlarla bir ilgi odağıdır.  Ağır saldırı, baskı ve ambargo koşullarına rağmen kendi öz yeterliliği ile kimseye muhtaç olmadan bir sistem kurmaya çalışmakta.
 
Öncelikle toplumsal yaşamın eşit, özgür, adil temelde örgütlendirilmesinde ciddi adımlar atıldığını söylemek mümkün.  Dışa bağlı olmayan kendi ekonomik sistemini kurdu. Kürt halkına kendi dilinde eğitim yapma imkanını yarattı. Bu gün Kürtler anaokulundan üniversiteye kadar kendi ana dillerinde eğitim görüyor. Aynı şekilde Arap, Ermeni, Süryani halklarından herkesin kendi anadillerinde eğitim görme imkanını sundu. Eğitim anlamında yapılanlar gerçekten devrimseldir. Yok olma tehlikesi olan Ermenice ve Süryanice dillerinde eğitim materyallerini hazırlanmasına yardımcı olması çok önemlidir.
 
Yine eşbaşkanlık sistemiyle kadın ve erkeğin siyasetin ve toplumun her alanında eşit ve özgür temelde temsili koşulu getirerek ciddi bir zihniyet dönüşümünü başlattı. Bu gün komünlerden meclislere kadar tüm kurumsal çalışmalar eşbaşkanlık sistemine göre örgütlendirilmiş. Kadın ve erkeğin eşit olmadığı her durum reddediliyor. Askeri anlamda YPJ’de kadın öz savunmasını en güçlü bir şekilde örgütledi. Bu konuda Kobanê’den Rakka’ya kadar tarihi başarılar elde edildi. 
 
“Demokratik ulus paradigması halkların ortak temelde kendi dil, din ve kültürlerini özgürce ifade ettiği, yönetim sistemine haklarıyla katıldığı, azınlığın haklarının korunduğu bir düşünce yapılanması. Devrimin başladığı ilk günden bu yana da halkların birlikteliği temelinde bir yaklaşım gösterildi.”
 
*Kuzey ve Doğu Suriye’de devrimden sonra Abdullah Öcalan’ın paradigması olan demokratik ulus perspektifi çerçevesinde bir inşa süreci olduğunu biliyoruz. Peki paradigma 9 yılda bölgede neler değiştirdi, nasıl bir sistem inşası oldu?
 
Demokratik ulus paradigması halkların ortak temelde kendi dil, din ve kültürlerini özgürce ifade ettiği, yönetim sistemine haklarıyla katıldığı, azınlığın haklarının korunduğu bir düşünce yapılanması. Devrimin başladığı ilk günden bu yana da halkların birlikteliği temelinde bir yaklaşım gösterildi. Ulus devlet paradigmasıyla yaklaşılsaydı bu gün Rojava bir kan gölüne dönüşebilirdi. Yılları alacak bir Arap-Kürt çatışması yaşanabilirdi. Bu anlamda gördüğümüz kadarıyla baştan beri birlikte ortak yaşam perspektifinden yaklaşıldığını ve bu konuda tüm halkların bir çabası olduğunu söylemek mümkün. Devrim yapıldığı andan itibaren sürekli olarak saldırı altında kaldı. Önce El Nusra ardından DAİŞ ve diğer çete gruplarıyla savaştı. Üzerinde bu kadar baskı, boşa çıkarma, ajanlaştırma, devrimi yok etme çabalarının olmasına rağmen bu gün Kuzey ve Doğu Suriye coğrafyasında yaşayan halklar ısrarla birlikte yaşamı savunuyor. Yine çok önemli bir nokta ilk defa Kürtler ve Araplar birlikte DAİŞ gibi dünyayı tehdit eden bir güce karşı birlikte savaştılar ve başardılar. Bu da demokratik ulus temelinde halkların tarihine bir başarı olarak yazıldı.
 
*Rojava Devrimi’nin bölgede yaşayan Arap, Çerkes, Asuri, Ermeni, Türkmen halklara yansıması nasıl oldu? Halkların devrime katılımı/itirazı boyutuyla neler yaşandı? Bunlar nasıl aşıldı? Aradan geçen 9 yılda bu halklar devrime nasıl bir katılım sağladı?
 
Suriye bir halklar mozaiğidir. Ancak şimdiye kadar Baas Rejimi sadece Arap milliyetçiliğini esas aldığı için diğer halklar önemsenmemiş, hele de Kürtlere dönük çok daha ağır baskı, inkar, kimliksizleştirme politikaları uygulanmış. Adeta Araplar dışında başka halk olmayacak ya da Araplaşacaksın denilmiş. Yine Arap halkı içinde de sadece Alevi olan sınırlı bir kesim Suriye’yi yönetmiş. Bu milliyetçi ve anti demokratik uygulamalar yıllarca Suriye halkına çok çektirmiştir. Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşayan Arap halkı da Şam yönetiminin bu anti demokratik uygulamalarından son derece rahatsız olduğu için bu devrime katılmayı tercih etmiştir. Şimdiye kadar burada yaşayan birçok büyük aşiret özerk yönetime katıldı ve desteklediklerini beyan etti. Aynı durum Asuri, Ermenler ve Türkmenler için de geçerlidir. Şu bir gerçek ki halklar kendi kaderlerini kendileri tayin etmek, özgür temelde yaşamak istiyorlar. Şu haliyle Rojava Devrimi bu istemlerine cevap oluyor ve kendilerini onun bir parçası olarak görüyorlar. Dolayısıyla bu ruh devrimin korunması ve daha güçlü temellere oturtulması noktasına önemli bir dinamik oluyor. 
 
“Bugün herhangi bir karar alınırken kadın ne düşünüyor, ne istiyor diye sormadan bir karar alınamaz. Bir karar sadece erkek istiyor diye verilmiyor.”
 
*Rojava Devrimi dünya kadınlarına da ilham oldu aynı zamanda. Bölgede devrimin kadın yaşamına yansımasını nasıl gözlemliyorsunuz?
 
Kadınların yaşamında büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Rojava’da kadınlar yaşamın her alanında kendi iradesi, fikri, gücüyle katılıyor. Siyasetten ekonomiye, eğitimden sağlığa kadar her alanda söz sahibidirler. Eşbaşkanlık sistemi güçlü bir fikirdir ve eşitliğin teminatıdır. Bugün herhangi bir karar alınırken kadın ne düşünüyor, ne istiyor diye sormadan bir karar alınamaz. Bir karar sadece erkek istiyor diye verilmiyor. Eşbaşkanlık sistemiyle eşitlerin bir aradalığını temelinde alınan kararlarla toplumsal yaşamda erkek egemen  kültürün yarattığı verili bir çok düşünce, gelenek tek tek yıkılıyor. Elbette bu kolay olmuyor. Kadınların bu konuda güçlü iradesi ve inanmışlığı sayesinde başarılıyor.
 
*Şunu da sormak isteriz. Bu süreçte Kuzey ve Doğu Suriye’de kadınların örgütlenmesi nasıl bir düzeye ulaştı? BAAS rejimi dönemi ile Demokratik Özerk Yönetim karşılaştırması yaparsak kadınlar bu sistemin neresinde?  Bunun Kürt kadın ve dünya kadın mücadelesine katkıları ne oldu?
 
Rojava’daki kadın hareketi tüm kadınlara ulaşma ve bu temelde tüm kadınlara ulaşma, örgütlülüğün içine çekme perspektifine sahip. Geçen yıl kongrelerini de takip etmiştim.  Yaptıkları kongrede takip ettiğim kadarıyla ciddi bir tartışma, değerlendirme olmuştu. Orda genel olarak her kadına ulaşma hedefi olmuştu.  Halen de bu yönlü bir çabanın olduğunu görmek mümkün. Kadınlar örgütlü yaşamın içine çekilmeden devrimin başarısı mümkün olmayacak. Şunu da söyleyebilirim; devrim başladığından bu güne kadar kadın bu sistem içinde kendini her alanda temsil etti. Baas ve onun gibi tüm devletçi sistemlerde kadının adı ve yeri yoktur. Dolayısıyla Suriye’de siyasal, sosyal sistem içinde bir irade olarak yer alamamıştır. Diğer yönlü feodal yapılanmasının egemen olmasından kaynaklı kadın hep ötekileştirilen konumda kalmıştır. Oysa Rojava Devrimiyle kadın büyük bir değişim yaşayarak şu anda toplumun tüm alanlarında varlık gösteriyor. Bu bakımdan bir on yıl öncesine kıyaslarsak müthiş bir dönüşümün yaşandığını söylemek mümkün. Kadının sistemin herhangi bir yerinde sadece kendisine tanınmış, sınırlanmış bir alanı yoktur. Tüm alanlarda kadın vardır, sistemin öncüsü konumundadır diyebiliriz.
 
“Eğer bugün kadın alanlara çıkıp haykırabiliyorsa, hakkını arıyorsa, zülme, baskıya, iktidara boyun eğmiyorsa ya da tüm çalışmalarda yerini alıp öncülük pozisyonunda rol oynuyorsa başta Önder Apo’nun kadını yeniden canlı kılması ve kadın gerçekliği ile yüzleştirmesidir.”
 
*Bölgede şu an kadınlar siyasetten ekonomiye, yargıdan eğitime yaşamın her alanında söz hakkına sahip. Kadınların bugünlere gelmesindeki en büyük etkeni ne olarak görüyorsunuz?
 
1979 yılında Önder Apo’nun Rojava Kürdistan’ına gelmesi ile Bakur Kurdistan’ında başlayan devrimin kıvılcımları bölgeye yansıdı. Diyebilirim ki kadınların bu düzeye gelmesi gözle görünür bir şekilde Önder Apo’nun 20 yıl boyunca yürüttüğü emeğin sonucudur. Atılan tohum filizlenerek kadın şahsında ürün vermeye başladı. Bunu sadece kadın boyutunda ele almak çok sınırlı, dar kalacaktır. Önder Apo’nun kadın özgürlük çizgisi dahilinde Demokratik Ulus paradigması kadının gelişiminde, kadının kadın olarak renginin, varlığının ispatı oldu. Eğer bugün kadın alanlara çıkıp haykırabiliyorsa, hakkını arıyorsa, zülme, baskıya, iktidara boyun eğmiyorsa ya da tüm çalışmalarda yerini alıp öncülük pozisyonunda rol oynuyorsa başta Önder Apo’nun kadını yeniden canlı kılması ve kadın gerçekliği ile yüzleştirmesidir.
 
*Halklara umut olan Rojava Devrimi şu an emperyalist ve sömürgeci güçlerin de hedefinde. Halkları neler bekliyor? Bölgede şu an nasıl bir atmosfer hakim? Buna karşı halklar ne düşünüyor ve Özerk Yönetim önüne planlama anlamında neler koyuyor?
 
Eğer tarihe dönüp bakacak olursak nerede bir başkaldırı, isyan gerçekleştiyse ya da küçük bir kıvılcım belirtileri hissedildi ise egemen iktidarcı sistem bir an bile düşünmeden harekete geçerek farklı yol ve yöntemler ile özgürlük arayışını bastırmak için elinden geleni yaptı. Kadın öncülüğünde gelişen Rojava Devrimi ise bunun somut örneklerinden sadece birisi. 19 Temmuz 2012 yılında ilan edilen Rojava Devrimi öncesi ve sonrası devrim sürekli hedef oldu. Çünkü Rojava Devrimi ezilen halklara alternatif model sundu.  Tabi hakikata ulaşan ilkler içerisinde kadını ele almak yanlış olmayacaktır. Demokratik ve Kapitalist Modernite çatışması aslında hakikati gün yüzüne çıkardı ve mücadele etmeden hakikatin eşiğinden bile geçilemeyeceği fark edildi. Yaşamın tüm alanlarında ekonomi, sağlık, eğitim boyutunda olsun topyekün saldırılar ile karşı karşıya kalmak, her an özel savaş politikaları ile beynin bombardımana uğramasına karşın sağlam bir duruş sergilenmeye çalışıldığını görmek mümkün. 
 
9’uncu yıla girerken bu saldırılar karşısında özerk yönetimin öz savunma ve örgütlenmeyi daha fazla güçlendirmeye çalıştığını söyleyebilirim. Çünkü devrimi boğmak, yok etmek isteyen güçler sürekli bir arayış halinde. Suriye rejimine bağlı Difaa Watani grubu ve istihbaratı, Türk devletine bağlı çeteler ve ajanları Kuzey ve Doğu Suriye’de devrime karşı sürekli bir saldırı halinde. Bu saldırı günlük olarak yapılıyor. Denilebilir ki psikolojik saldırıdan, fiziki saldırıya, ekonomik ambargodan çatışmaya kadar her yöntem günlük olarak deneniyor. Bir yandan bu saldırılar varken bir yandan da bir inşaa sürecinin yaşandığı görüyoruz. Her yönlü bir inşaa var. Burada yaşayan halklar artık eskisi gibi yaşamak istemiyor. Ne Baas rejimini istiyor ne de Türk devletinin işgali altında bir yaşamı kendine reva görüyor. Yeni ve özgür bir yaşamın arayışı var. Bu nedenle bütün saldırılar karşısında yarattığı özerk sistem etrafında kenetlendiğini görmek mümkün.
 
“Sistem halkın olanı halktan aldı ve kendi malı yaptı.  Devrim ise bunu tersyüz ederek halka geri verdi. Bu bakımdan devrimin yarattıklarının korunması, savunulması elzemdir.”
 
*Rojava Devrimi’nin hedef alınmasına karşı Kuzey ve Doğu Suriye halklarının dünya halklarından, kadınlarından beklentileri neler?
 
19 Temmuz’da Rojava devrimi 9’uncu yılına girecek. Yaklaşık 12 bin şehidi olan bir devrimdir. Aslında Rojava Devrimi dünya halkları genelinde birlik ve beraberlik duygusunun canlanmasına neden oldu. Eğer bugün Rojava Devrimi ilan edildiyse, devrimin koşulları yaratıldıysa halkın var olan hegemon sistemi kabul etmediği anlamını taşır. Tüm ezilen halkları kapsayan devrim Kürt, Arap, Ermen, Süryan halkına umut oldu hatta dünya genelinde yankı yaptı. Var olan sisteme alternatif sunuldu ve yeryüzünde somut örneği gerçekleşti. Dünya halkları ve kadınlar ise bu gerçekliği görmeli. Rojava Devrimi sadece bir parça için yapılan bir devrim değildir. Kadın özgürlüğünü, ekolojik ve eş yaşamı esas alan tüm dünya halkları ve kadınları için yeni bir model haline geldi. Kapitalist modernite ise sadece ekonomik, sosyal ve politik bunalımını yapısal olarak yaşattırmıyor. Köklü bir hakikat bunalımını da beraberinde getiriyor. Sistem halkın olanı halktan aldı ve kendi malı yaptı.  Devrim ise bunu tersyüz ederek halka geri verdi. Bu bakımdan devrimin yarattıklarının korunması, savunulması elzemdir. Dünya halklarının devrime ilgisinin sadece söylemden çıkıp daha siyasal boyutlara taşınması gerekir. Hala özerk yönetim tanınmış değildir. Bu konuda devrimi destekleyen halkların daha görünür çabalarının olması, ülkesel düzeyde adımların atılması gerekir. Dünya kadınlarının bir dayanışması var. Bu önemli. Diğer yandan bu dayanışmanın yaşadıkları ülkelere bir baskıya dönüşmesi, özerk yönetimin statüsünün kabulü için çaba gösterilmesinin en büyük destek olacağını düşünüyorum.